Yazılar

Mavi Marmara Sonrası Türkiye-İsrail İlişkileri

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler 2000’li yılların başından itibaren değişim göstermeye başlasa da, 2010 yılı bu iki ülke arasındaki en gerilimli yıl oldu denilebilir. 1990’lardan sonra güvenlik kaygıları ekseninde şekillenen ve ağırlıklı olarak askeri bürokrasi eliyle yönetilen ilişkilerin, 2000’li yıllarda sivil yönetimin kontrolüne geçtiği söylenebilir. Tüm bu süreçte ikili anlaşmalar, Türkiye’nin barış için arabuluculuk misyonu, ortak tatbikatlar ve ekonomik ilişkiler devam etmiş olsa da, Türk-İsrail ilişkilerinin seyrinin stratejik ortaklıktan ihtiyatlı bir çizgiye doğru sürüklendiğini gözlemlemek mümkündür.  
                                                                                                         
İlişkilerin bu denli gerginleşmesinin en önemli sebebi kuşkusuz İsrail’in, Gazze’ye insani yardım malzemesi taşıyan gemilere 31 Mayıs gecesi düzenlediği operasyon sonucunda dokuz Türk vatandaşının hayatını kaybetmesidir. Ancak bu tarihe kadar iki ülke arasında ilişkilerin bozulmasına neden olan olayları özetlemek gelinen noktayı anlamak açısından önemlidir.   Türkiye’nin İsrail-Suriye barış görüşmeleri için arabulucu olarak büyük bir çaba harcadığı ve iki tarafın doğrudan müzakerelere başlamasına günler kala İsrail’in Lübnan’a yönelik düzenlediği askeri operasyon ve aynı amaca yönelik barış görüşmeleri tüm hızıyla sürerken, İsrail Başbakanı Olmert’in Türkiye’ye düzenlediği ziyaretten birkaç gün sonra İsrail’in, 27 Aralık 2008’de Gazze’ye düzenlediği Dökme Kurşun Operasyonu Türkiye’nin İsrail’e yönelik güvensizliğini had safhaya çıkarmıştır. İlerleyen zamanlarda düzenlenen bir basın toplantısı sırasında konuya ilişkin bir soruya cevap veren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerginleşmesinin ardındaki nedenin Türkiye’nin İslamlaşması mıdır?” sorusuna Davutoğlu, şu yanıtı verdi: “Bu ne İslamlaşmadır, ne de Türkiye’nin yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirmesidir. Türkiye-İsrail ilişkileri bozulmuştur, çünkü Türkiye arabulucuğu ile bölgede barışa yaklaşmışken İsrail Gazze’ye saldırdı, binlerce insan öldü. Gazze saldırısı İsrail-Türkiye ilişkilerinde dönüm noktası olmuştur. İsrail yarın barışa yönelik adımlar atsın Türkiye İsrail ilişkileri de derhal düzelmeye başlayacaktır” ifadelerini kullandı.     
 
2009’un başında düzenlenen Davos zirvesinde yaşananlar, Ekim 2009’da düzenlenen Anadolu Kartalı tatbikatının uluslararası bölümünü iptal edilmesi, TRT 1’de yayınlanan ve İsrail’in Filistin halkına yönelik uygulamalarını konu edinen “Ayrılık” dizisi, “Alçak Koltuk Krizi” de yaşanan gerilimin birer nedeni olmuştur. İlişkilerin seyrini olumsuz etkileyen bu gelişmelerden sonra ilginç bir gelişme yaşandı. Türkiye, İsrail’in OECD üyeliğini onaylayarak ilişkilerin az da olsa yumuşamasının yolunu açtı.
 
Bu olumlu gelişmenin üzerinden henüz günler geçmişken İsrail, ilişkilerdeki esas kırılma noktası teşkil edecek bir adım attı. 30 Mayıs’ta Gazze’ye insani yardım taşıyan yardım filosuna uluslararası sularda saldırması ve 9 Türk vatandaşının hayatını kaybetmesi, 50’den fazlasının da yaralanması, İsrail-Türkiye ile ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Ayrıca İsrail’in uluslararası karasularda insani yardım taşıyan ve sivilleri barındıran gemilere gerçekleşen bu kanlı saldırı, sadece 1949 Cenova Konvansiyonu’nu değil aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Deniz Hukuku Konvansiyonu’nu da ihlal etmiştir. Bu saldırıdan sonra İslam Konferansı Teşkilatı, Avrupa Parlamentosu, Afrika Birliği, Arap Birliği, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Örgütü gibi uluslararası kuruluşlardan kınama ve çeşitli düzeylerde tepkiler geldi. European Campaign to End the Siege on Gaza, Free Gaza Movement, The International Committee to Lift the Siege on Gaza, Ship to Gaza Greece, Ship to Gaza Sweden ve İHH (İnsani Yardım Vakfı) olmak üzere altı sivil toplum kuruluşunun organizasyonu ile oluşturulan filoda 36 ülkeden 700’den fazla katılımcı bulunuyordu. 30 Mayıs gecesi saat 04.30 sıralarında saldırıya uğradığı sırada uluslararası sularda seyir hâlinde olan filonun rotası, açık denizden kıyıya paralel olarak 70-80 mil mesafede idi. Bu saldırı sonucunda, 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetmiş, 50’den fazla yolcu yaralanmış ve filodaki tüm gemiler yolcu, mürettebat ve yükleriyle Ashdod limanına çekilmiştir.
 
 
Saldırının Türkiye-İsrail İlişkilerine Etkisi
 
İsrail’in tamamen sivil bir oluşumdan meydana gelen insani yardım filosuna gerçekleştirdiği saldırı sonrasında gündeme gelen en önemli sorulardan birisi, İsrail’in bu saldırıyı neden düzenlediği ve neden askeri operasyon tercihini kullanmasına yönelik oldu. Türkiye’nin bu saldırıya tepkisi çok sert ve tavizsiz oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Haziran’da TBMM’de yaptığı konuşmada, “İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere yaptığı kanlı katliam her türlü laneti hak etmiş bir katliam” olduğunu, saldırının aynı zamanda uluslararası hukuka yapıldığını ve “zorbalar, haydutlar, korsanlar bile belli ahlâk kurallarına uyarlar. Hiçbir hassasiyete uymayanlara bu sıfatı yakıştırmak bile iltifat olur” sözleriyle diplomatik dilin dışında, açık seçik ifadelerle İsrail’i suçlamıştır. Başbakan ayrıca, “Türkiye’nin dostluğu ne kadar kıymetliyse, düşmanlığı da o kadar şiddetlidir” sözleriyle de ilişkilerin kolay kolay eskisi gibi olamayacağının işaretini vermiştir. Ayrıca uluslararası hukuk ve diplomasinin tüm imkanlarının kullanıldığını ve bu çerçevede, Türkiye’nin Telaviv Büyükelçisi geri çağrıldığını, İsrail ile gündemde olan üç tane müşterek askeri tatbikatın iptal edildiğini, İsrail’le yapılacak futbol maçlarının iptal edildiğini, bütün uluslararası kuruluşların göreve çağrıldığını, açıklamıştır.  
 
BM Güvenlik Konseyi Türkiye’nin çağrısı üzerine olağanüstü olarak toplanmış ve İsrail’i kınayan bir bildiri yayınlamıştır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “En basit anlatımla, bu, eşkıyalık ve korsanlıkla eşdeğerdir. Bu devlet tarafından işlenmiş bir cinayettir. Hiçbir mazereti olmadığı gibi meşruiyeti de yoktur. Böyle bir yolu izleyen bir ulus devlet, uluslararası kamuoyunun saygın bir üyesi olma meşruiyetini de kaybetmiştir” sözleriyle İsrail’i çok sert bir şekilde eleştirdi. Ayrıca, merhumların ve yaralıların, alıkonulan tüm yolcuların ve gemilerin derhal iadesi, yardım malzemesinin Gazze’ye ulaştırılması, İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi gibi taleplerde bulundu. Bu taleplerin çoğu yerine gelmiş olsa da özür ve tazminat konusu İsrail ile Türkiye arasında en ihtilaflı konular olarak kaldı. Türk yetkililer birçok kez iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi için özür ve tazminatın şart olduğunu dile getirdiler. İsrailli yetkililer ise buna yanaşmakla kalmayıp Türkiye’nin özür dilemesi gerektiğini belirttiler.
 
İsrail askeri müdahalesi her ne kadar sivil gemilere yapılmış gibi görünse de bu olayın Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerde telafisi oldukça zor yaralara yol açtığı rahatlıkla ifade edilebilir. Türkiye’nin özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren güvenlik eksenli stratejik anlaşmalara imza attığı İsrail, yaşanan tüm sorunlardan farklı olarak artık Türkiye’nin içerisinde yer aldığı girişimlere diplomatik veya politik bir karşılık vermeyeceğini ve doğrudan askeri yöntemleri Türkiye’ye karşı da kullanacağını göstermiş oldu.
 
Son saldırı olayı, ilk etapta diplomatik alanda Türkiye’nin İsrail’deki büyükelçisini geri çekmesine, askeri alanda ise İsrail ile olan ortak tatbikatların iptaline yol açmıştır. Ancak buna ek olarak, askeri müdahalenin Türkiye İsrail arasındaki krizi derinleştirmekten öteye ilişkileri halklar bazında koparmaya yol açacağını belirtmek gerekir. Filistin’le ilgili hassas duygulara sahip Türk halkının hükümetler üzerinde oluşturacağı baskının siyasi düzeyde de büyük bir yankı bulacağını ifade etmek gerekir.
 
Mavi Marmara saldırısının ardından iki taraf arasındaki ilk temas, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile İsrail Sanayi Bakanı Eliezer ile Brüksel’de gizlice görüşmesi oldu. Bu görüşme, gizli olmasına rağmen ertesi gün İsrail basınında yer alması, görüşmenin sonuçsuz kalmasının en önemli nedenlerinden birisi oldu. Ayrıca İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, bu görüşmenin kendisinden habersiz yapıldığı gerekçesiyle sert tepki gösterdi.
 
3 Aralık’ta İsrail’de, Hayfa yakınlarındaki Karmel dağlarında çıkan ve İsrail’in “kendi başımıza söndüremeyiz” dediği yangını söndürme çabalarına destek olan ülkelerden birisi Türkiye oldu. 2 tane yangın söndürme uçağını Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla İsrail’e gönderen Türkiye, bu yardımıyla dünya gazetelerinin manşetlerine taşındı ve İsrail’le diplomatik kriz halindeki Türkiye’nin bu yardımı yangından sonra en fazla konuşulan konu oldu. ‘İnsani’ ve ‘İslami’ vazifesini yaptığını söyleyen Erdoğan’a Netanyahu, telefonda teşekkür etti ve tüm teşekkür konuşmalarında Türkiye için özel bir parantez açtı. ‘Alçak koltuk krizinin mimarı Ayalon da İsrail’in Yahudi geleneklerinden hareketle daha önce birçok ülkeye kriz anında yardım ettiğini not ettikten sonra Türkiye’ye hassaten teşekkür etti. Haaretz gazetesinin haberine göre; Netanyahu, Mavi Marmara baskınından bu yana yaşanan diplomatik krizi sonlandırmak için harekete geçti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun göreve başladığı geçen yıldan bu yana ilk kez Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla aradığı ve teşekkür ettiği vurgulanan haberde, Başbakan Erdoğan’ın konuyla ilgili olarak, İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırıyla ilgili olarak İsrail’den özür beklediklerini yinelediği de belirtildi. Haberde, Türkiye’de görev yapmış İsrailli eski bir diplomat olan Alon Liel’in, “Ankara’nın jestinin son derece önemli olduğu, bunun belki de İsrail’in özür dilemesi sürecini hızlandırabileceği” yorumunu yaptığı kaydedildi. Mavi Marmara baskınından sonra iki taraf arasında gerçekleşen bu iki olay ise ilişkilerin yumuşamasına yönelik adımlar olarak yorumlansa da, ilişkilerde belirgin bir gelişme görülmedi.
 
İki ülke arasında 2010 yılının sonlarına doğru yeniden gerildi. Bu gerilim, İsrail’in 17 Aralık’ta Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasından kaynaklandı. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “GKRY ile bu tür bir anlaşma yapılmasının, Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını yok saymak anlamına geleceği, Kıbrıs müzakerelerini olumsuz etkileyeceği ve Doğu Akdeniz’de barış ve istikrara katkı sağlamayacağı vurgulanmıştı” sözleriyle söz konusu anlaşmaya tepki gösterildi. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yigal Palmor ise, “Bu, İsrail ile Kıbrıs (Rum kesimi) arasında ikili bir anlaşmadır ve üçüncü ülkeleri hiçbir biçimde etkilememektedir. Üçüncü bir ülkenin bu konuda söz söylemesini anlayamıyoruz’” ifadesini kullandı.
 
Türkiye ile gerginleşen ilişkilerin de etkisiyle İsrail’in girdiği alternatif müttefik arayışları bir başka analizin konusudur.
 
Veysel Kurt'un CV'si için tıklayın
30.06.2011 14:57
Yazarın Diğer Yazıları
Bu site içeriğinin telif hakları Uluslararası Çatışma Çözümleri Araştırma ve Uygulama Merkezi’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz. Bu sitede yer alan CICR'nin kurumsal bilgileri ile CICR Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; CICR'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
MARKA
© 2017 - Uluslararası Çatışma Çözümleri Araştırma ve Uygulama Merkezi
Bu web sitesi T.C. Doğu Marmara Kalkınma Ajansının desteklediği “MARKA/11-01/TD01-030” 2011 yılı Teknik Destek Projesi kapsamında hazırlanmıştır.
İçerik ile ilgili tek sorumluluk YALOVA ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI ÇATIŞMA ÇÖZÜMLERİ UYGULAMA ve ARAŞTIRMA MERKEZİ 'ne aittir ve T.C. Doğu Marmara Kalkınma Ajansının görüşlerini yansıtmaz.